CONTEMPORARY İSTANBUL’DAN NOTLAR
Ülkemize ancak 90’lı yıllarda girmeyi başarabilmiş sanat fuarları arasında kuşkusuz en öne çıkan isim Contemporary İstanbul ve 2011’in Kasım ayında 6.sına tanıklık ettik Contemporary sanat fuarının. Bu yılki fuarda ilk denilebilir birkaç özellik var. Bunlardan biri, bu yıl da fuarın ana sponsorluğunu üstlenmiş olan Akbank Private Banking, ‘’kredi kartına 12 taksit’’ kolaylığı sağladı. Bu hizmetle sanat koleksiyonerliğinin üst gelir düzeyinin altında da yerini bulmasına destek olmak istediklerini belirtiyorlar. Verdikleri bu destek üst gelir düzeyinin altındakilere ulaşmış olacak ki sanat eserlerinden sağlanan gelir geçen senekinin 1.5 katı. Tabii bu kredi kartı hizmeti sayesinde Akbank’a akmasa da damlaması sağlanmış oluyor(!). Ayrıca Akbank’ın hizmetleri bununla da bitmiyor; Aksigorta kanalı ile sanat eserlerinin sigortalanması da bu yıl mümkün kılındı.
Bu iki yeniliğin üzerine, 2010 yılında yazmış olduğu bir makalesinden destek aldığım sanat eleştirmeni Fırat Arapoğlu’nun şu söylemini araya sokmak isterim; ‘’ Contemporary İstanbul, Akbank Private Banking ilişkiselliğinde, Akbank Sanat Danışma Kurulu’nda yer alan, Emin Mahir Balcıoğlu, Hasan Bülent Kahraman ve Leyla Alaton’un Contemporary Danışma Kurulu’nda da yer almaları, kuşkusuz bazı ivmelerin arttırılmasında ve fuarın retoriğinin belirlenmesinde de etkili olmaktadır.’’Yani görüldüğü üzere, Akbank fuarın seçkisinde de sözü geçer bir konuma taşımış kendisini.
Fırat Arapoğlu’nun şiddetle desteklediğim ve yıllardır böyle olması gerektiğini düşündüğüm bir diğer söylemi ise, fuarın akademi öğrencilerine ‘daha uygun veya ücretsiz’ olması önerisidir. Akademi öğrencileri bu fuar alanına güncel sanattan beslenmeye geliyor, galeriler ve koleksiyonerler alış-veriş yaparken bıraksınlar biz de etrafı kolaçan edelim özgürce. Akademilerdeki eğitim dolayısıyla zaten yeterince çağdaş sanat dünyasından koparılmış bir haldeyiz. Henüz kabullenmeyi bile başaramamış, hatta çağdaş sanattan bir haber mezun olanlarımız var. Bir yandan çağdaş sanata bu denli yatırım yapılırken, öte yandan geleceğin çağdaş sanatçılarına, onların ihtiyacı olanı karşılıksız sunmak bu çarkı engellemeyecektir düşüncesindeyim.
Şimdi biraz fiyatlara değinmek istiyorum. Geçen yılın en pahalı ismi 3.5 milyon TL ile Ahmet Güneştekin idi. Bunla karşılaştırmalı olarak; Art Basel’da Cecily Brown’ın bir işi 850.000$, Barbara Kruger’inki 700.000$. Bu fiyatlar arasındaki uçurum bizi şok etmesinden çok, sanatçılarımızın biraz daha ayaklarının yere basmasını sağlaması gerekiyor. Art Basel ile yarışamayacak bir fuar olan Contemporary İstanbul’dan bir sanatçının işi fiyat konusunda Art Basel’ı ikiye katlıyor. Bu uçurumu anlamak ve anlamlandırmak gerçekten zor. Bu yıldan ilginç bir not isterseniz Mehmet Güleryüz’ün bir işi henüz fuar açılmadan satın alınıyor bir koleksiyoner tarafından. Fiyatı ise 175 bin avro.
Geçen yıl sadece eserlerin satışından elde edilen tutar 41.5 milyon TL, bu yıl ise 60 milyon TL. Fuardaki satış oranları giderek yükselmekte, ekonomik krizler veya diğer toplum koşulları sanat alıcılarını etkilemediği belli bir şey. Öyleyse bu aşamada satışların artışıyla doğru orantılı olarak, fuarın niteliğinin ve kalitesinin de artması gerekiyor. Bunun tersi yönde kalitenin düşmesine tanıklık edersek eğer bu bir kandırmacaya dönüşür ki bu konu tartışılabilir çok daha kapsamlı bir mesele. Dünya çapında çok geriden geldiğimiz düşünülürse, kalitenin düşmesi demek bizi bu alanda daha da geriye atacak önemli bir unsurdur.
Umuyorum 2012 yılında bu önemli detaylara daha çok önem verilerek yapılan bir fuar bizi bekliyor olur. Sanatın metadan öteye gitmeyen bu piyasasını hiçbir koşulda desteklemiyor ve hazzetmiyor olsam da, bu fuarlar olmalı ki doğruyu-yanlışı gözümüze sokabilsin.
Dilara Özgül, Kocaeli Üniversitesi, GSF Resim Bölümü
Kaynaklar: Fırat Arapoğlu, ‘’V. Contemporary İstanbul’a Doğru Türkiye’de Bir Fuarizm’den Bahsedilebilir Mi?’’ makalesi.
