20 Aralık 2012 Perşembe

Suluboya Resmine Targovishte'den Bakış



Targovishte, Bulgaristan'ın kuzeydoğusunda yaklaşık 40.000 nüfuslu ve %35 oranında Türk popülasyonuna sahip bir şehir.
3-9 Eylül tarihleri arasında, adını Bulgar ressam Nikola Marinov'dan (1889 – 1949) almış, yirminci geleneksel suluboya etkinliği düzenlendi Targovishte'de. Üçü Türkiye'den olmak üzere toplamda yedi sanatçı katıldı bu etkinliğe ve ben de bu birbirinden değerli yedi sanatçı arasında yer alma şansını yakaladım.

Sanatçılara ve eserlerine değinecek olursak; Bulgaristan'dan Valeri Chakalov ve Angel Gadzev'in suluboya ile kağıtta yarattığı dokular şimdiye dek tanık olmadığımız türdendi. Aslen Sırbistan'lı fakat Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşamakta olan Vlasta Milkic Volcano kavramsal çerçeve ile suluboyayı bir araya getiren eserler üretti. Hırvatistan'dan katılan Konstantin Kostov, etkinliğe katılan sanatçıların portrelerini karikatürize bir üslupla resmetti. Türkiye'den Reşat Başar kentte bulunan fabrikaları, İsmet Çavuşoğlu doğup büyüdüğü kent olan Targovishte'i eserlerine yansıttı. Son olarak ben ise çocuk istismarı temalı figür ve portreler çalıştım.

7 Eylül günü Nikola Marinov Art Gallery'de etkinlik süresince yapılmış yaklaşık 30 suluboya eseri Targovishte'li sanat severlerle buluştu. Galeride adım atacak yer yoktu denilebilir. Küçük bir kente göre sanatla olan bağları kesinlikle çok kuvvetli Targovishte'lilerin. Civardaki huzur evinden yaşlılara 'art therapy' uygulanıyor örneğin, zar zor yürüyen, yaşlı huzur evi sakinleri bastonlarıyla galeriye geliyor ve merakla eserleri izliyor, yorum yapıyorlar.

Biraz da Nikola Marinov Art Gallery'den bahsedecek olursak, galerinin açılış yılı 1981. Şehirdeki Vrana Nehri'nin hemen yanında konumlanmış, yeşillikler arasında bir galeri. İki büyük salondan oluşuyor; biri yerleşik sergi salonu, diğeri ise süreli sergilere yer veriyor. Her yıl düzenlenen bu geleneksel suluboya etkinliği sayesinde galeri muazzam bir koleksiyona sahip. Balkanlar'dan, Avrupa'dan, Asya'dan bu etkinliğe katılım göstermiş yüzlerce sanatçının suluboya eserleri görülmeye değer. Ayrıca yerleşik sergi salonunda da Bulgar ressam ve heykeltıraşların eserleri sergilenmekte.
Elbette ünlü Bulgar ressam -aynı zamanda galerinin ismini almış olduğu- Nikola Marinov retrospektifi galeri koleksiyonunun şaheser kısmını oluşturuyor. Nikola Marinov bu şehrin ve bu suluboya etkinliğinin baş karakteri. Bu ustanın suluboya eserlerine tanık olmak tarif edilemez bir haz.


Uzun lafın kısası bu etkinlik herkese açık ve her yıl düzenleniyor, galeriye ulaşıp bir mail atmanız yeterli.
Targovishte'in havası solunmalı, Targovishte'de sanat görülmeli, Nikola Marinov ve galerinin o devasa koleksiyonu mutlaka tanıtılmalı, tanık olunmalı.

Ekim, 2012
Dilara Özgül
Rh + Art Magazine Ekim Sayısı

Contemporary Istanbul, Çağdaş Sanatın Fabrikası


Bu ay Türkiye'nin en büyük ve alanında birinci çağdaş sanat fuarı Contemporary İstanbul'un yedincisine tanıklık etmiş bulunuyoruz. Gitgide artan fiyatlarıyla doğru orantılı olarak, sanat eserlerinin koleksiyonerleriyle buluşması da artıyor elbette. Bu ışıl ışıl parıldayan, duvarlarını sanat eserlerinin belirlediği labirentte galerisinden sanatçısına, koleksiyonerinden sponsoruna herkes, her koşulda kazanan durumunda, herkes mutlu.

Contemporary İstanbul kapsamındaki sanat eserleri artık birer yatırım aracı. İnsanlara az önce satın almış olduğu sanat nesnesi ile ileride ne kadar kazanım sağlayacağının hayallerini kurdurarak bir haz sağlıyor - evet sanat varoluşundan bu yana çeşitli bağlamlarda, belli topluluklar tarafından haz unsuru haline getirilmiştir- . Öyle ki satın alınan sanat nesnesinin, ne kadar sürede ne kadar değer kazanacağı bu yıl ekonomi haberlerinin en üst başlıklarından birisiydi.
Hal böyle olunca sanat eserleri de burjuva güruhunun beğenisine uygun üretiliyor, aksi mümkün mü? İşte karşınızda kapitalist uygarlığın öngördüğü sanat endüstrisi. Ve bu kapitalist düzen üretilene müdahale etmekte hatta üretileni kendi himayesinde tutmaktadır ki asıl tehlike arz eden nokta budur.

Örneklendirmek gerekirse, Contemporary İstanbul ana sponsoru olan Akbank Private Banking'in sanat danışma kurulunda görevli bazı kişiler aynı zamanda fuarın seçkisinde de söz sahibi konumdalar. Bu sponsorundan özenle seçilmiş sanat nesneleri amaçlandığı şekilde yeni burjuva mekanlarına ulaşıyor.
Ana sponsorun hizmetleriyse bitmek tükenmek bilmiyor; AkSigorta kanalıyla satın alınan eserler hemen oracıkta sigortalanıp ölümsüzleştiriliyor.

Contemporary İstanbul'un 2010 yılında en pahalı ismi olan Ahmet Güneştekin aynı zamanda hakim olduğu 70 m2 'lik alanıyla en görkemli standlardan bir tanesiydi. Sonuç itibariyle bu alanın bir fuar alanı ve hedeflerin en önemlisinin satışa odaklanmak olduğunu düşünürsek Ahmet Güneştekin hedefine uygun tempoda çalışıyor belli ki. İşlerinin hayli yüksek fiyatlarını bir kenara bırakırsak en azından fuara her sene yeni işlerle katılıyor olması diğer sanatçılara nazaran takdir edilesi bir hareket. Çünkü ben fuarda gezinirken de en çok fısıldanan cümlelerden bir tanesi ''Bu iş geçen yıl da yok muydu?'' oluyor. Çoğunluğu yabancı galerilere vermek yerli galerilerdeki aynılığı gizlemek anlamına gelmiyor. Yabancı galeriler demişken her geçen yıl daha çarpıcı isimlerle karşı karşıyayız. Andy Warhol, Roy Lichenstein, Botero, Jean Michel Basquiat gibi kült isimler için koleksiyonerlerin kıyasıya rekabet içine girdiklerini tahmin etmek hiç güç değil.

Contemporary cephesinde tüm bu sistem kusursuz işlerken, bu endüstriyel hengâmeyi midesi kaldırmayan diğer bir cephe var ki görünürde ufak adımlarla da olsa protest bir tavırla fuar alanı içerisinde dolaşıyor. Sanatta yeni eylem biçimlerinin tohumları geç de olsa bizim topraklarımızda da atıldı bunu göz ardı edemeyiz, her ne kadar yalıtılmışlıklarıyla onlar görmezden geliyor olsalar da...

Sözlerimi Guy Debord'un 1961'de Sitüasyonist Enternasyonal (Internationale Situationniste) Dergisi'nde yayınlanmış bir yazısının başlangıç cümlesi ile sonlandırmak istiyorum;

'' Kapitalist uygarlık henüz hiç bir yerde aşılamadı, ama her yerde kendi düşmanlarını yaratmaya devam ediyor. ''

Aralık, 2012
Dilara Özgül