20 Aralık 2012 Perşembe

Contemporary Istanbul, Çağdaş Sanatın Fabrikası


Bu ay Türkiye'nin en büyük ve alanında birinci çağdaş sanat fuarı Contemporary İstanbul'un yedincisine tanıklık etmiş bulunuyoruz. Gitgide artan fiyatlarıyla doğru orantılı olarak, sanat eserlerinin koleksiyonerleriyle buluşması da artıyor elbette. Bu ışıl ışıl parıldayan, duvarlarını sanat eserlerinin belirlediği labirentte galerisinden sanatçısına, koleksiyonerinden sponsoruna herkes, her koşulda kazanan durumunda, herkes mutlu.

Contemporary İstanbul kapsamındaki sanat eserleri artık birer yatırım aracı. İnsanlara az önce satın almış olduğu sanat nesnesi ile ileride ne kadar kazanım sağlayacağının hayallerini kurdurarak bir haz sağlıyor - evet sanat varoluşundan bu yana çeşitli bağlamlarda, belli topluluklar tarafından haz unsuru haline getirilmiştir- . Öyle ki satın alınan sanat nesnesinin, ne kadar sürede ne kadar değer kazanacağı bu yıl ekonomi haberlerinin en üst başlıklarından birisiydi.
Hal böyle olunca sanat eserleri de burjuva güruhunun beğenisine uygun üretiliyor, aksi mümkün mü? İşte karşınızda kapitalist uygarlığın öngördüğü sanat endüstrisi. Ve bu kapitalist düzen üretilene müdahale etmekte hatta üretileni kendi himayesinde tutmaktadır ki asıl tehlike arz eden nokta budur.

Örneklendirmek gerekirse, Contemporary İstanbul ana sponsoru olan Akbank Private Banking'in sanat danışma kurulunda görevli bazı kişiler aynı zamanda fuarın seçkisinde de söz sahibi konumdalar. Bu sponsorundan özenle seçilmiş sanat nesneleri amaçlandığı şekilde yeni burjuva mekanlarına ulaşıyor.
Ana sponsorun hizmetleriyse bitmek tükenmek bilmiyor; AkSigorta kanalıyla satın alınan eserler hemen oracıkta sigortalanıp ölümsüzleştiriliyor.

Contemporary İstanbul'un 2010 yılında en pahalı ismi olan Ahmet Güneştekin aynı zamanda hakim olduğu 70 m2 'lik alanıyla en görkemli standlardan bir tanesiydi. Sonuç itibariyle bu alanın bir fuar alanı ve hedeflerin en önemlisinin satışa odaklanmak olduğunu düşünürsek Ahmet Güneştekin hedefine uygun tempoda çalışıyor belli ki. İşlerinin hayli yüksek fiyatlarını bir kenara bırakırsak en azından fuara her sene yeni işlerle katılıyor olması diğer sanatçılara nazaran takdir edilesi bir hareket. Çünkü ben fuarda gezinirken de en çok fısıldanan cümlelerden bir tanesi ''Bu iş geçen yıl da yok muydu?'' oluyor. Çoğunluğu yabancı galerilere vermek yerli galerilerdeki aynılığı gizlemek anlamına gelmiyor. Yabancı galeriler demişken her geçen yıl daha çarpıcı isimlerle karşı karşıyayız. Andy Warhol, Roy Lichenstein, Botero, Jean Michel Basquiat gibi kült isimler için koleksiyonerlerin kıyasıya rekabet içine girdiklerini tahmin etmek hiç güç değil.

Contemporary cephesinde tüm bu sistem kusursuz işlerken, bu endüstriyel hengâmeyi midesi kaldırmayan diğer bir cephe var ki görünürde ufak adımlarla da olsa protest bir tavırla fuar alanı içerisinde dolaşıyor. Sanatta yeni eylem biçimlerinin tohumları geç de olsa bizim topraklarımızda da atıldı bunu göz ardı edemeyiz, her ne kadar yalıtılmışlıklarıyla onlar görmezden geliyor olsalar da...

Sözlerimi Guy Debord'un 1961'de Sitüasyonist Enternasyonal (Internationale Situationniste) Dergisi'nde yayınlanmış bir yazısının başlangıç cümlesi ile sonlandırmak istiyorum;

'' Kapitalist uygarlık henüz hiç bir yerde aşılamadı, ama her yerde kendi düşmanlarını yaratmaya devam ediyor. ''

Aralık, 2012
Dilara Özgül

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder