Bu ay Türkiye'nin en
büyük ve alanında birinci çağdaş sanat fuarı Contemporary
İstanbul'un yedincisine tanıklık etmiş bulunuyoruz. Gitgide artan
fiyatlarıyla doğru orantılı olarak, sanat eserlerinin
koleksiyonerleriyle buluşması da artıyor elbette. Bu ışıl ışıl
parıldayan, duvarlarını sanat eserlerinin belirlediği labirentte
galerisinden sanatçısına, koleksiyonerinden sponsoruna herkes,
her koşulda kazanan durumunda, herkes mutlu.
Contemporary İstanbul
kapsamındaki sanat eserleri artık birer yatırım aracı. İnsanlara
az önce satın almış olduğu sanat nesnesi ile ileride ne kadar
kazanım sağlayacağının hayallerini kurdurarak bir haz sağlıyor
- evet sanat varoluşundan bu yana çeşitli bağlamlarda, belli
topluluklar tarafından haz unsuru haline getirilmiştir- . Öyle ki
satın alınan sanat nesnesinin, ne kadar sürede ne kadar değer
kazanacağı bu yıl ekonomi haberlerinin en üst başlıklarından
birisiydi.
Hal böyle olunca sanat
eserleri de burjuva güruhunun beğenisine uygun üretiliyor, aksi
mümkün mü? İşte karşınızda kapitalist uygarlığın öngördüğü
sanat endüstrisi. Ve bu kapitalist düzen üretilene müdahale
etmekte hatta üretileni kendi himayesinde tutmaktadır ki asıl
tehlike arz eden nokta budur.
Örneklendirmek gerekirse,
Contemporary İstanbul ana sponsoru olan Akbank Private Banking'in
sanat danışma kurulunda görevli bazı kişiler aynı zamanda
fuarın seçkisinde de söz sahibi konumdalar. Bu sponsorundan özenle
seçilmiş sanat nesneleri amaçlandığı şekilde yeni burjuva
mekanlarına ulaşıyor.
Ana sponsorun
hizmetleriyse bitmek tükenmek bilmiyor; AkSigorta kanalıyla satın
alınan eserler hemen oracıkta sigortalanıp ölümsüzleştiriliyor.
Contemporary İstanbul'un
2010 yılında en pahalı ismi olan Ahmet Güneştekin aynı zamanda
hakim olduğu 70 m2 'lik alanıyla en görkemli standlardan bir
tanesiydi. Sonuç itibariyle bu alanın bir fuar alanı ve hedeflerin
en önemlisinin satışa odaklanmak olduğunu düşünürsek Ahmet
Güneştekin hedefine uygun tempoda çalışıyor belli ki. İşlerinin
hayli yüksek fiyatlarını bir kenara bırakırsak en azından fuara
her sene yeni işlerle katılıyor olması diğer sanatçılara
nazaran takdir edilesi bir hareket. Çünkü ben fuarda gezinirken de
en çok fısıldanan cümlelerden bir tanesi ''Bu iş geçen yıl da
yok muydu?'' oluyor. Çoğunluğu yabancı galerilere vermek yerli
galerilerdeki aynılığı gizlemek anlamına gelmiyor. Yabancı
galeriler demişken her geçen yıl daha çarpıcı isimlerle karşı
karşıyayız. Andy Warhol, Roy Lichenstein, Botero, Jean Michel
Basquiat gibi kült isimler için koleksiyonerlerin kıyasıya
rekabet içine girdiklerini tahmin etmek hiç güç değil.
Contemporary cephesinde
tüm bu sistem kusursuz işlerken, bu endüstriyel hengâmeyi midesi
kaldırmayan diğer bir cephe var ki görünürde ufak adımlarla da
olsa protest bir tavırla fuar alanı içerisinde dolaşıyor.
Sanatta yeni eylem biçimlerinin tohumları geç de olsa bizim
topraklarımızda da atıldı bunu göz ardı edemeyiz, her ne kadar
yalıtılmışlıklarıyla onlar görmezden geliyor olsalar da...
Sözlerimi Guy Debord'un
1961'de Sitüasyonist Enternasyonal (Internationale Situationniste)
Dergisi'nde yayınlanmış bir yazısının başlangıç cümlesi ile
sonlandırmak istiyorum;
'' Kapitalist uygarlık
henüz hiç bir yerde aşılamadı, ama her yerde kendi düşmanlarını
yaratmaya devam ediyor. ''
Aralık, 2012
Dilara Özgül
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder